Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
03 Village Attack.mp3 - James Newton Howard

Abdullah Arıs

Abdullah Arıs'ın gündeme dair edebiyat, sosyoloji, tarih ve politikbilim yazıları...

8 tane "türkiye" etiketli yazı bulundu "türkiye" tagli diger ogeler resimler , videolar

Çılgın Türkler....

adsız 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası A Grubu'daki son maçında Türkiye, Çek Cumhuriyeti'ni 3-2 mağlup etti ve çeyrek finalde Hırvatistan'ın rakibi oldu.Ay-Yıldızlılar'a galibiyeti getiren goller 75. dakikada Arda Turan, 87 ve 92. dakikada Nihat Kahveci'den gelirken; Çekler'in gollerini 34. dakikada Koller ve 62. dakikada Plasil kaydetti.Dün imkansız diye bir şey olmadığına hep birlikte bir daha şahit olduk.İnanmanın, arzulamanın, zaferi istemenin ne olduğunu gösterdi Ay-Yıldızlı ekibimiz bize, Avrupa’ya.Kısacası her şeyin hüsrana doğru gittiği biranda gene Çılgın Türkler oluverdik 2112asdasdasdasd

NE KADAR OKUYORUZ!....

kitap_03032006_1

21.yüzyıldayız, teknoloji sayesinde herşeye ulaşmamız mümkün.En basit bir araştırma, bilgi edinme,güncel olayları takip etme vs ve sayamadıklarım için  elimizin altında internet var ama bu bizim okumama sebebimiz olmamalı.Çünkü okumak, insana çok farklı bir dünya katar.Mesela düzenli okumak, bireylere cümle kurarken farklı kelimeler kullanmasını veya doğru, etkileyici bir konuşma kazandırır.Kitap okumada, kimi zaman hayal kurdurur;kimi zaman bize güç,umut verir.Vakalara farklı açıdan bakabilmemizi sağlar.Tabi okumanın, bu saydıklarımın dışında daha çok faydası vardır.Ama okumanın faydalarından ziyade değinmek istediğim nokta, toplum olarak ne kadar okuyoruz veya ne kadar araştırma merakımız var.İnternette küçük bir araştırma yaptım ve ülkemizde okuma karnesinin oldukça zayıf olduğunu matematiksel olarak öğrenmiş oldum.

Yakın zamanda yayınlanan Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'na göre, okuma alışkanlığında Türkiye 173 ülke arasında 86'ncı sırada. Yılda sadece 23 milyon adet kitap basılan Türkiye’de kitap okuma oranı ise yüzde 4,5. Japonya'da ise bir yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde bir kişinin yıllık kitap harcaması ortalama 500 dolarken Türkiye'de bu rakam 2 dolar düzeyinde seyrediyor. Bir yılda, Türkiye'de 6 bin 31 kitap, Brezilya'da 13 bin, Almanya'da 65 bin, Amerika'da 72 bin kitap yayımlanıyor. 75 milyon nüfuslu Türkiye'de kitaplar 2 bin 500 civarında bir tarjla basılırken bu rakam 7 milyon nüfuslu Azerbaycan'da 100 bin. Aradaki fark oldukça dikkat çekici. Başka bir araştırmaya göre, Türkiye'de nüfusun yüzde 40'ının hayatı boyunca kütüphaneye gitmediği, yüzde 31'inin birkaç kez gittiği, kütüphaneye gidenlerin ise sadece yüzde 8'inin kitap okumak amacıyla gittiği kaydedildi.  Türkiye’de okuma ve izleme oranlarına toplamda bakıldığında ürkütücü tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu rakamlara göre televizyon tahtından inecek gibi gözükmüyor. Dergi okuma oranı 4 ,Kitap okuma oranı 4,5 Gazete okuma oranı 22 ,Radyo dinleme oranı 25, Televizyon izleme oranı 94

İçler acısı bir durumdayız.Asıl üzücü olan, tevizyon izleme oranının, diğerlerine göre çok yüksek olması.Bu demektir ki hayatımız televizyonda geçiyor; herşeyi televizyondan alıyoruz. Diğer bir yandan okumama sorununa tekrardan bakarsak bu sorunun tümüyle bizim suçumuz olmadığını görürüz.Bikere eğitim sistemimiz okumaya araştırmaya dayalı değil.Ezberci yetiştiğimiz için pek fazla araştırma,öğrenme merakımız olmuyor.Hal böyle olunca okuma oranının yüksek olmasınıda bekleyemeyiz.Çözüm olarak ilk önce eğitimde sevdirmek lazım okumayı.Çünkü küçük yaşta bu heyecan verilmesse ileride zor olacağını düşünüyorum.Hatırladığım kadarıyla ilkokullarda, yarıyıl tatiline girince hocalar kitap verir peki yeterlimi tabikide değil.Bu gibi ödevlerin sürekli ve belli bir yaşa kadar olması gerekir.Eğitim sistemimizinde ezber kısmını yıktığımızda, bu sorunun kalkıcağına inanıyorum.Bir artı olarak da, bedava kitap dağıtımları veya kitap okuma reklamları da olursa fena olmaz.Birkaç yıl sonra okuyan araştıran bireyler yetişmeye başlar.

HASAN Cemal .....

9122007223335 1099476SmallPicture

Milliyet yazarı Hasan Cemal, iktidara nasıl yaranacağını şaşırmış.Yazısından kesitler sunmak istiyorum.   Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili sorunlar var mı?  Yok diyebilir misiniz?
Eğer yok diyorsanız, başörtüsü ya da türban sorunu ne olacak?
Bundan dolayı yıllardır üniversiteye giremeyen kız öğrencilerin bu sorunun bir parçası olmadığını öne sürebilir misiniz? Cemaat ve tarikatlar açısından sorunsuz bir Türkiye’de yaşadığımızı iddia edebilir misiniz?
Cemaat ve tarikatlar bin yıldır bu toprakların bir gerçeği iken onları yok saymak, yer altına itmek, bu ülkede din özgürlüğü, vicdan özgürlüğü alanlarında sorun yaratmıyor mu?
Cemaat ve tarikatları yok saymakla, tekke ve zaviyeleri kapatmış olmakla, özellikle sosyolojik bakımdan hiçbir şeyin yok olup gitmediği, devletle yaşanan sürtüşmelerin din ve vicdan özgürlüğü alanında sorunlara yol açtığı bilinmiyor mu? Bütün bu sorunlar bastırıldığı için, bütün bu sorunlar ve çözüm yolları serbestçe tartıştırılmadığı için, tabular ve yasaklarla özgür tartışma ortamı bir ‘kışla düzeni’nde cendereye alındığı için, toplumun kreması sayılanlar fena halde cahil bırakıldığı için, dini özgürlüklerle ilgili sorunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri başımızdan eksik olmamıştır.
İşte bu nedenlerle, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda bir soruyu yanıtlarken, “Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” demesine bu denli tepki göstermek yanlıştır, ölçüyü kaçırmaktır.
Dediklerinin doğruluğu olmakla birlikte, iktidar yancılığını da net bir şekilde görebiliyoruz.Sorunlardan yola çıkarak ne yapmış etmiş Babacan’ı haklı çıkarmış Hasan Cemal.Bu kadar haklı tepkilere rağmen hala Babacan’ı savunmak, bu Devlet’e yapılan en büyük haksızlıktır.Bu ülkenin sorunlarını gene bu ülkenin gençleri, yöneticileri, bürokratları çözecektir bu yüzden gidip Avrupa’da sitem etmek doğru bir davranış değildir bana göre.Gelelim Hasan Cemal’in sözlerine bu ülkede tekke ve zaviyeler kapatılmış olabilir ama bin yıllık mücadeleleri devam etmektedir merak etmesin.Günümüzde hala tarikatlar var; ve bunlar arasında saygılı duyulanı olmakla birlikte; saygı duyulmayan bu ülkeye zarar getirenler de var.Tarikatlar işlevini yitirmiş durumda değildir, zaten devlet de böyle bir şey olmasını istemez.Ama gönül isterdi ki, ılımlı İslam uydurması yapan sahtekarlar değil de , ezilen Müslüman kardeşlerimizin yanında olan İslamiyet’i kendi gücüyle yaymaya çalışan, okyanus ötesinden para akışı sağlamayan,dini siyasi malzeme yapmayan, İsrail’den ödüller almayan gönül dostlarımızın olmasını, bu dostlarımızın daha ön planda durmasını ve bu ülkede gerçek İslamiyet’i göstermelerini isterdim..

ABD ile F-35 Krizi

214057 Türkiye’nin alacağı 100 adet F-35'in, yazılım kodlarının olmadığı iddiası Ankara’yı karıştırmış.Burda bu haberin doğruluğuna inanmak, bu ülkeyi yönetenlerin, düşünebilme ve ileriyi görebilme gücüne sahip olmadığına inanmak demektir.Amerika uçaklara ait yazılım kodlarını vermiyor; buna karşın biz kodları elimizde olmayan F-35'lere(100 tane) 10 milyar dolar civarı para ödeyecez.Bu siyasi hamlenin adını siz koyun.Kodların olmaması, bizim savaş esnasında Amerika'nın sınırladığı şekilde çarpışmamız demektir.Mesela Yunanistan veya PKK karşı bu uçaklar etkisiz olabilir.Bu konuya ilişkin Elekdağ, Falkland Savaşı’ndan örnek verdi:
“Falkland Savaşı'nın başında Arjantin füzeleriyle İngiliz uçakları peş peşe düşüyordu. Savaş boyunca İngilizler 34 uçak kaybettiler. Çünkü İngiliz avcı uçaklarının radar ikaz almaçları sadece Sovyet bloku ülkelerinin füzelerini düşman olarak algılıyordu. İngiliz uçaklarının yazılım kodları da buna göre ayarlanmıştı.

YASAMA,YÜRÜTME,YARGI

1297

Türkiye yargı muhtırası ile birlikte kutuplaşmada tavan yapmış durumda.İktidarın ben bilirim ben yaparım politikası; halk bana oy verdi istediğimi değiştiririm, istediğim yasayı kaldırırım; şeklinde yönetimi , isteklerinin hiç bitmemesi ve kavga halinde olması  yargıyı  çileden çıkardı.İçimizdeki sorunla devletimiz gün geçtikçe daha çok baskı altına alınıyor ve daha çok yıpranıyor.Yasama ,Yürütme ,Yargı  güçlerin ayrılığı ilkesine dayanan demokrasi rejimlerindeki temel erklerdir ve işlevini yitirmek üzeredir.Umarım bir çözüm bulunur, yoksa bu kutuplaşma ve kavga devletimizin dışa karşı daha çok taviz vermesine neden olcaktır.Sözlerimi bitirirken Monteskiyö’nun (Montesquieu) Yasaların Ruhu adlı önemli çalışmasından… “Yasama gücü sınırlıdır; çünkü, kendi koyduğu kuralları uygulama yetkisi yoktur. Yürütme gücü de sınırlıdır; çünkü, yasamanın koyduğu kuralları yürütmektedir. Yargı da sınırlıdır; çünkü, hakimler kanunların sözlerini telaffuz eden birer ağızdan başka bir şey değildirler. Bu üç kuvvet kendi görevlerinin dışına çıkarlarsa, yani yasama kendi koyduğu kuralları yürütürse, yürütme ise yürüttüğü kuralları kendi koyarsa, yargı ise “kanun koyucunun ağzı” olmakla yetinmeyip kendisi yorum yoluyla yeni kurallar koymaya kalkarsa, o sistemde özgürlükler ortadan kalkar…”

Siyasi Haftamıza bakış açısı

1207343440

Geçen hafta İngiltere kraliçesi ülkemizdeydi.Davranışlarıyla dinimize, kültürümüze olan saygısını gösterdi; sempatik fotoğraflarla ülkemize siyasi bir anı bıraktı.Tabi biryandan da eleştirilecek yanları vardı: savaş gemisinin gelmesi, İstanbul’da İngiltere başkonsolosluğu  dururken Gül’ü ingiliz savaş gemisine kabülü ve Türk karasularında olmasına rağmen Türk bayrağının asılmaması vs ....Benim konuyu asıl çekmek istediğim nokta İngiliz Parlamentosunda Leyla Zana’nın konuşmaları. Zana’nın açıklamalarını burda yazmaya gerek duymuyorum, sadece dikkat çekmek istediğim İngiltere'nin ülkemiz üzerindeki ikili oyunu.Bir hafta önce Kraliçe geliyor güzel,  hoş sonra bölücü desteği.Bu ingilizler tarihleri de siyasi oyunlarıda çok güzel ayarlıyor doğrusu tebrik etmek lazım.Herzamanki gibi  İngiltere yüz önce neyse şimdi de aynı olan İngiltere..

Medya Gücü

85medya

Medya tanım olarak yığınlarla iletişimi sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergiler gibi basın yayın organlarının tümünü kapsayan ortak addır.Bugünki yazımda konuyu fazla dağıtmayıp önce medyanın gücü, ordan da yazarlığın önemine değinmek istedim.

Medya son yüzyılda dünyanın en güçlü silahı haline gelmiştir.Özelliklede Amerika’nın tekelinde bulunan batı medyası, tüm gücüyle Amerikan hegemonyası için durmaksızın çalışmaktadır.Bu yüzdendir ki kalkınmakta olan ülkelerin medyaları büyük baskı altındadır.Diğer bir yandan da büyük medya kuruluşlarının yahudi tekelinde olduğunu hatta en çok da Amerikada güce sahip olduğunu unutmamak gerekir!Ve medya gücünü ele alalım.Bir bireyin tek vazgeçilmezi, düşüncelerinin oluşturduğu zihniyetidir. Burdan da hemen şu sonuca varmak gerekiyor: medya kişileri toplumları ya da daha genel bakarsak ülkenin genelindeki insanların zihniyetlerini etkilme, değiştirme, baskı altına alma ve bunun gibi birçok unsura sahip olduğu için devletin en önemli kurumlarındandır.Bu yüzden medyanın ulusalcı nitelikte olup; onurlu kişilere sahip olması gerekir.En azından bizim ülkemiz için hayal de olsa böyle olmasını isteriz.Ülkemize baktığımızda 1990 yılında 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlunun Star TV'yi Cem Uzan'la birlikte kurmasının ardından özel kanallar yaygınlaştı.Ardından da medya sektöründe büyük bir gelişme oldu.Peki bu kanalların kaçı gerçek ulusalcı yada hangileri bu ülkenin aydınlanması için çalışmaktadir. Bunları sorduğumuzda cevabını alamadığımız gibi bir de  karmaşa çıkıyor karşımıza.Günümüz yazarlardan ele alırsak, ülkemize baktığmızda bu ülkenin aydın geçinen, 2.Cumhuriyetçiyiz saçmalığını öne süren gazeteciler ve Türk Tarih'inin aleyhine yazan  AB’den ödül alan yazarlar görürüz. Cengiz Çandar ( Referans ), Mehmet Barlas ( Posta ),Hasan Cemal ( Milliyet ), Murat Belge ( Radikal ),Etyen Mahçupyan (Agos, Orhan Pamuk, Mehmet Altan (Star ), Eser Karakaş ( Star ), Şahin Alpay (Zaman ),Mehmet Ali Birand ( Posta ) ve Ali Bayramoğlu ( YeniŞafak ). Kürşat Bumin (Yeni Şafak), Ahmet İnsel (Radikal), HadiUluengin (Hürriyet), Cüneyt Ülsever (Hürriyet), AhmetAltan (Hürriyet Pazar), Asaf Savaş Akat (Vatan), NeşeDüzel ( Radikal ), Baskın Oran (Radikal) ve Elif Şafak............ ve daha niceleri.....

Ülkelerin sahip olduğu her alanda yazarlığın büyük önemi vardır.Türkiye’mize şerefli, onurlu, arkasını emperyalist güçlere dayamayan yazarlarımız gerekmektedir.Bu doğrultuda inanlara her daim destek çıkmalı; birlikte onurlu bir mücadele başlatıp; şerefli yazılar yazmayı diliyorum.

Türkiye'yi 25 bölgeye ayıralım!

2007-11-16-basbakan dtp_hnf Türkiye'yi 25 bölgeye ayıralım!  Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nin toplantısında konuşan Tuncel, “Türkiye'deki Kürt sorununun, sosyal, ekonomik, kültürel boyutları olan siyasal bir sorun olduğu” görüşünü ifade ederek, sorunun bu çerçevede ele alınıp çözülmesinin zorunlu olduğunu söyledi.
Tuncel, “demokratik özerklik” projelerinin tartışılması gerektiğini, bunu, “Türkiye'nin idari ve siyasi yapısında reform” olarak nitelendirdiklerini anlattı. Tuncel, şunları kaydetti:
“Bizim projemiz, sadece Kürtlerin yaşadığı bölgeleri değil, diyoruz ki Türkiye'yi 20-25 bölgeye ayıralım. 20-25 bölgede her halkın kendini özgürce ifade edebildiği ve merkezi denetimin altında yerel meclislerin de olduğu bir yönetim tarzı. Bunun tartışılması gerekiyor.”  17 Mayıs 2008
 

DTP’li milletvekili Sebahat Tuncel, haddini aşmış durumda ama siyasi hayatımıza nedense şaşırtıcı gelmiyor.Son bir yılda DTP’li milletvekilleri ülkede  barış, kardeşlik, özgürlük adı altında bölücü siyaset yapmasından artık kürt kökenli vatandaşlarımız da yorulmuş durumdadır..Bu ülkede kürt sorunu vardır diye sürekli gündeme getiren DTP’li  milletvekilleri bazı şeyleri gözden kaçırıyorlar.Şunu sormak lazım onlara: Bu ülkenin kürt kökenli Cumhurbaşkanı ,Başbakanı ,yazarı ,işadamı ,bürokratı  vs vardır. Bu insanlar hakları kısıtlanıyorsa; kökenleri sorun oluyorsa, nasıl geldiler o makamlara?! Türkiyede ekonomik sorun vardır demek yerine birileri kürt sorunu vardır diyor. Hal böyle olunca Avrupa da boş dururmu herzamanki gibi  insan hakları diye bizi daha çok  yıpratmak daha çok karıştırmak için halkımızın duygularıyla oynayan bu siyasetçilere, Uluslararası her alanda fırsat veriyor onları destekliyor.